Bir zamanlar masaüstümde 180'in üzerinde simge vardı. Bunu abartarak söylemiyorum; bir gün merak edip saydım. İndirilen kurulum dosyaları, "sonra bakarım" diye bıraktığım PDF'ler, üç farklı sürümü olan Excel tabloları, ekran görüntüleri... Duvar kağıdımın nasıl bir fotoğraf olduğunu bile hatırlamıyordum. Aradığım dosyayı bulmak için her seferinde gözlerimi kısıp ekranı taramak zorunda kalıyordum ve bu, günde belki on dakikamı boşa harcıyordu.
Sonra bir hafta sonu oturup sistemi baştan kurdum. Kurduğum şey Windows değildi, alışkanlıklarımdı. Aşağıda anlattıklarım o günden bugüne hâlâ kullandığım, deneyerek oturttuğum bir düzen. Amacım size "masaüstünüzü boşaltın" demek değil; masaüstünün ne işe yaradığını yeniden tanımlamak.
Bende işe yarayan en temel zihinsel değişim şu oldu: masaüstü, üzerinde şu anda çalıştığım şeylerin durduğu bir tezgâh. Tezgâhta biriken her şey, iş bittiğinde dolaba kaldırılır. Bu yaklaşımı benimsedikten sonra masaüstü organize etme işi bir defalık temizlik değil, günlük bir refleks hâline geldi.
Masaüstümde sadece üç klasör tutuyorum: Aktif, Gelen ve Arşive Gidecek.
Cuma temizliğini takvime tekrar eden bir hatırlatıcı olarak koydum, yoksa yapmıyordum. Dürüst olayım: iki haftada bir atlıyorum, ama yine de eski hâlimden kat kat iyi.
Dosya adlarını 2024-03-fatura-elektrik biçiminde yazmaya başladıktan sonra sıralama sorunum bitti. Yıl-ay-gün sırasıyla yazınca dosyalar kendiliğinden kronolojik diziliyor. "son", "son2", "gerçek-son" gibi eklerden tamamen vazgeçtim; bunun yerine sürüm numarası kullanıyorum: v1, v2, v3. Beş dosya sonra hangisinin gerçekten güncel olduğunu tahmin etmeye çalışmak, kaybettiğim zamanın büyük bölümüydü.
Masaüstüne gerçek dosya koymayı bıraktım. Orada duran her şey ya klasör ya kısayol. Böylece yanlışlıkla bir şeyi silsem bile asıl dosya yerinde kalıyor. Sık kullandığım klasörleri Dosya Gezgini'nde Hızlı Erişim'e sabitliyorum; bu, masaüstünü hiç kalabalıklaştırmadan aynı hıza ulaşmanın yolu. Uzun vadede saklamak istediğim şeyler için de yerel diski değil bulut depolamayı tercih ediyorum, hem cihaz değiştirdiğimde sıfırdan taşımak zorunda kalmıyorum.
Dosyalar düzene girdikten sonra ikinci kazancım pencere yönetiminden geldi. Windows'un bu konudaki araçlarını yıllarca görmezden gelmişim.
Masaüstüne sağ tıklayıp Görünüm altından simge boyutunu küçülttüm ve "Simgeleri ızgaraya hizala" seçeneğini açık tuttum. Küçük simgeler daha çok yer bırakıyor, ızgara hizalaması ise dağınık görünmelerini engelliyor. Bir dönem "Masaüstü simgelerini göster" seçeneğini kapatıp tamamen boş bir ekranla çalıştım; alışması iki gün sürdü ama odaklanmam gerçekten arttı.
Görev çubuğunda ise sadece günde birkaç kez açtığım beş uygulama sabitli. Gerisine arama üzerinden ulaşıyorum. Windows tuşuna basıp uygulamanın ilk üç harfini yazmak, simgeyi aramaktan her zaman hızlı.
En büyük sıçramayı burada yaşadım. Win + Ctrl + D ile yeni bir masaüstü açıyorum ve her birine bir rol veriyorum:
| Masaüstü | İçinde ne var |
|---|---|
| 1 - Odak | Yazdığım metin, notlar, başka hiçbir şey |
| 2 - İletişim | E-posta, mesajlaşma, takvim |
| 3 - Araştırma | Onlarca tarayıcı sekmesi, PDF okuyucu |
Sekmelerimin dağınıklığı artık ana çalışma alanımı boğmuyor, çünkü hepsi üçüncü masaüstünde yaşıyor. Kullandığım kısayollar:
Bir pencereyi başka masaüstüne taşımak için Win + Tab ile genel görünüme geçip pencereyi hedef mas